Şifre: Şifremi Unuttum
     
Üyelik
  Web Üyeliği
  Kullanım Kuralları
Balmed Hakkında
  Tüzük
  Bize Ulaşın
  Yönetim Kurulu
  Dernek Üyeliği
Kariyer
 
  Kariyer Alanı
Alışveriş
  Mağaza
İlan Panosu
  Emlak
  Vasıta
  Eşya
  Özel Ders
  Diğer



ANILAR
YENİ ASIR 4 HAZİRAN 1982 CUMA
BİNBAŞI'DAN HABER VAR
"BİNBAŞI DAN HABER VAR"
CUMHUR AYDIN'79
"YANINDAKİ HERKESE ACI VERECEK"
ELİF KÖKSAL'85
"LOKTANTRA ZİNDABAD, NEPAL'İN HALK HAREKETİ"
EMRE FIRINCI'92
"ORHAN GENCEBAY İLE BİR ÖMÜR"
ÜNİBAL ÜNİVERSİTELİ BALLILAR
"BAL PARTİ 2013 ANKARA"

"VAN DAN HABER VAR 12"
Bu sabah hüzün ve heyecan bir arada.

03 01 2012

Arif abi söz verdi, Sevil de izin, biz Van´dan ayrılana kadar yanımızda olacak ve havaalanına o götürecek bizi.

İzmir´den BAL abim Nezih ve BAL ablam Ayşen geliyor. Yanlarında biliyorum ki daha önceden faks çekerek ulaştırdığım ayakkabı numaralarına uygun botlar.

Hayatı minik tesadüfler güzelleştiriyor.

Geçen Pazar kahvaltı sonrası bizi göl kenarına götürmeyi önermese Arif abi, kar yağmaya başlayınca ufak tefek dönsek mi nidalarına Arif abi de korkup kulak asıverse, karda her yer ve asıl gideceğimiz yer kapalıyken o kafeyi açık bulmasak, orada da kahve yapacak kimse olmadığını duyunca oradan kalkmak yerine Seher ben yaparım kahveleri oturalım demese, tam da o Pazar günü lise son sınıfta akıl almaz bir tesadüf eseri tanıştığım ve 25 yıldan fazladır arkadaşım olan Seyfi de İzmir´den gönüllü gelmemiş olsa, telefon edip biz geldik siz neredesiniz dememiş olsa, yanımıza gelmeseler, gelirken de yanlarına yolda karşılaştıkları "sınır tanımayan hekimler"i almamış olsalar, o mültecilerden ne haberim olacaktı, ne de şu an onların ayaklarında botları...

Sabah Ahmet´i arıyorum, "sakın bir yerlere kaybolma buralarda ol, botlar gelecek" diye. Sonra Ayşen abla arıyor, biz geldik diye. Onları mezarlık girişindeki arka kapıda beklerken Mehmetciklere bakıyorum . Ben soğukta en iyi koruyan polarları giymişim. Mehmetcik hala elinde eğreti gibi duran kocaman yün eldiven, üzerinde de Amerikan bezinden komando parkasıyla duruyor.

Bu ordu ki Avrupa´nın en büyük ordusu, vicdani red med dinlemeyip her erkeği bağrına bir buçuk yıl boyunca basan ve neredeyse çocuk yaşta savaşa sokan bu güzelim ordu neden bu genç memetlere birer polar kazak vermez, şöyle en hakisinden, en kamuflajlısından?

Daha annelerinin "oğlum ayağına terlik giy" dediği yaşta anasından koparmışken neden su geçirmeyen botlardan almaz ayacıklarına, ASP Bakanlığı bile alandaki tüm sosyal hizmet uzmanlarına kaztüyü mont ve su geçirmez kar botu vermişken?

Memetlerin saçları kazınmış kafalarına bakarken ben üşüyorum.

Onlarsa aklımdan geçenlerden bihaber, bana poz veriyorlar, "feysten alırız artık" diyor gülerek biri. Vay diyorum, "ordu feyse de giriyor ha?" "yok yahu" diyor memetin biri, "nerdee? dalga geçiyoruz kendi kendimize.."

mehmet, metmet ve mehmet

BAL ailemi beklediğim kapıdan Arif abinin arabası giriyor, suratından düşen bin parça. "Pıtto ne işin var burda karda?" Arkadaşlarım gelecek diyorum. Kızılay çadırlarına geçiyor o. Telefon geliyor, meğer BAL ailem bana feyk atıp diğer kapıdan gelmiş. Ben o kapıya gidene kadar buzda patinaj yapa yapa, Ayşen abla resimlerinden tanıdığı Arif abiyi bulup muhabbete koyulmuş bile.

Birlikte birer çay için psikososyale geçiyoruz, "sarı kedi" ile "kara kedi" yani psikososyalin gedikli çocukları Nazar ile Gamze yine kapıda. Biri mavi gözlü sarı, biri kara gözlü esmer ikisi birbirinden güzel ve APHB ekibini seven çocuklar. Kovsan da gitmedikleri ve kapı önünü bekledikleri için kedilerimiz onlar.

Van kedileri...

BAL ailem erken kaçacakmış, hemen bir şemmame oynayıp birlikte ben kendimi APHB´den izinli çıkarıyorum bugün için. Çok işimiz var. Çadırkentlerin biri Nur´a, diğeri de aramıza yeni katılan gönüllü çocuk psikiyatrı Memet´e emanet.

BALailem

Postmodern Noel babalar gibi Ahmet´in elindeki listeye göre ve ayak numaralarına göre botları seçe seçe çadır çadır dolaşıyoruz. Çadırına ya a evine gittiğimiz tüm ayaklar çıplak, terlikli hiç abartısız. Çok sefalet görüyoruz, çok güleryüz, çok da minnet.

dede ve torun

Öğle yemeğini yine bizim kebapçıda yiyoruz, ayran köpüğü ile, Nezih abi bana evsahibi olma şansı tanısa daha iyiydi ama iyi ki getirdim onları buraya. Çıkışta postmodern İsa dediğim Ahmet ile ben ayakkabıları büyük poşetlere dolduruyoruz ki Ayşen abla valizleri geri götürebilsin.

Onları havaalanına yolcularken mekanın sahibi geliyor, Arif abinin aman ha dediği.

Ahmet´e kaşla göz arası kurtulmamız gerektiğini anlatıyorum, adam bırakmıyor, arabaya alıyor bizi, neymiş gideceğimiz yere o götürecekmiş. Ahmet´le anlaşmış gibi Engin market diyoruz, yakındaki, çarşıdaki toptancıyı söyleyip. Neyse orada indiriyor adam. Ahmet her telefonum çalışta o mu aradı diye tedirgin, telefon çalduıkça iç çekerek of diyor, benim yüzümden takıldı adam. Yok diyorum oraya gidecektik zaten, poşet bulalım derken zamanında kaçamadık ona yanarım. Keşke Nezih abilerle havaalanına gitseydik diyor...

Üzüntüsü yüzünde asılı kaldı.

İyi bir ekip olduk Ahmetle, yine diller farklı, gerçi o benimkini biliyor, ama konuşmadan anlaşabiliyoruz bakışlarla. Oradan oraya koşuştururken çarşıda bir telefon geliyor Ahmet´e. Karşısındakiyle Afgan diliyle saygılı saygılı konuşurken anlamadığım bir dilde seviniyor Ahmet, yüzünde ise yerli malı güller açıyor, çünkü ben ana dilim gibi anlıyorum o gülleri. Meğer haber gelmiş o telefonla, Kanada´ya başvurusu için görüşme tarihi vermişler. Gözleri yaşarıyor sevinçten, ablacım kusura bakma bu benim için çok önemliydi, çok heyecanlıyım diyor. Bu ne güzel bir gün yahu diyoruz ikimiz de, Amerikan usulü ellerimizi çakarak haberi kutlarken.

Akşama kadar işimiz var. İlk iş erzak hazırlatmak. Ondaki kayıtlara göre 45 mülteci aile var. Her birine az da olsa bir süre yetecek kadar kuru gıda ve erzak hazırlatıyoruz. Yüklüce bir para tutuyor tümü. Bir an pazarlık yapsam diyorum içimden, sonra hemen aklıma Seher geliyor, olabildiğince iç turizmi arttırmamız gerektiğini söylemişti rus pazarında. Çok haklıydı.

Van her bireyi, içinde tüm yaşayanları ile depremzede, Van´ın köpeği kedisi bile depremzede.

Bu adam dükkanını açmış, kazanıyor ama, onlarcası dsükkanına kilit vurup şehirden kaçmış. Burada kalıp yaşamaya çalışanlarla pazarlık yapmak, depremzedeyle, akşam sıcak evine değil bezden soğuk çadırına dönenle pazarlık yapmak ayıp geliyor.

Dükkanda fazla yer yok, o nedenle 15´er tane 3 seferde hazırlanacak. Haber verilen aileler gelip buradan çuvalını alacak.

Van´a geliyorum diye beni tanıyan tanımayan bir çok insanın yanıma verdiği bir harçlık var. Epey bir para. Ahmet ile bir taksi tutup kapı kapı dolaşmaya devam ediyoruz. Botları dağıtıp, ihtiyaçlara göre bir miktar yardım bırakarak akşamı ediyoruz. Ahmet birkaç çadır sonra "Ayşe abla bu çok güzel bir duygu hadi çal kapıyı sen ver ellerine bunları" diyor. Çok güzel olduğundan eminim, ama yüreğim alacak gibi değil o kadar fazlasını o güzel duygunun. Zaten günlerdir boğazımda sanal bir yumrukla dolaşmaktan yoruldum, sesim kısıldı resmen.

Birkaç adım arkasında durup; postmodern İsa´nın sakince, kapı kapı dolaşıp fısıldayarak ve adaletle elimizdekileri ihtiyaç sahiplerine vererek bereket dağıtışına bakabiliyorum sadece.

Bir de çapısı çalınanların aydınlanan yüzlerine...

Sokak sokak dolaşırken çalamadığımız ama çalınası çok kapı olduğunu görüyorum. Kimi çadır o kadar davetkar ki, koca bir kapıdan ibaret gibi.

çelik kapı iyidir :)

Kimi kapıyı tıkırdatmaya korkuyor insan, hani kapıya vuracak olsa evini evsahibinin başına yıkacakmış gibi hissettiği için.

hayran olduğum düzenekler

Her biri ayrı sanat eseri bu çadırların, evlerin, düzeneklerin.

Sevmemek, hayran olmamak, hatta içinde barındırdığı ironiye gülümsememek elde değil.

Yorgun dönerken çadırkente, Ahmet´i bırakıyorum, elinde yapılacaklar ve alınacaklar listesi ve bir avuç umutla.

Ayrılırken "Ayşe abla" diyor. "Ben sana abla dedimse öylesine değil, artık sen ablamsın benim. Ben seni her şeyden haberdar ederim. Sen de sakın o adamın telefonlarını açma emi?"

Seyrantepe´ye döndüğümde neden bilmem kuş gibi hafiflemiştim. Hüzünse hüzün vardı ama sankii günlerin ağırlığı kalkmıştı üzerimden. Arif abi ve Nur merkez üssümüz Seyrantepe´ye dönüyor, yanlarında az önce gelmiş olan Erkan var. Yeni gönüllülerin gelmesi çok sevindiriyor bizi, ama birazcık da buruyor. Bizim yerimizde onlar olacaklar önümüzdeki günlerde.. Kolay bir duygu değil. Evde bekleyen kızlarımı çok özledim. Günlerim onlardan uzak geçiyor, gün boyu o kadar yoğun çaşlışıyoruz ki çoğu kıez telefonda bile uzun uzun konuşamadık. Öte yandan gidip muayenehaneyi artık açmam ve hayatımı kazanmam da gerek. Biğr sürü hastam da dönüşümü bekliyor, onlara karşı da sorumluyum.. Yine de insan döneceğine sevinemiyor.

Yazın 1 haftalık mükemmel bir tatile gittiğimde bile sona doğru eve döneceğim diye eteklerim zil çalıyordu. bugün 12. gün. Net duygum: dönmesem...

Bizim son akşamımız diye hep birlikte yemeğe gidiyoruz.

Gece Arif Abi´den bizi Edremit´e götürmesini istiyoruz. Yemeği Elegant restoran´da yiyoruz, orası Arif abinin favori mekanı.

Ben tuvaletteyken benim için Gavurdağı söylemiş Arif abi, acı ama bunu seversin sen diyor. Kırmızı benekli alabalık söylüyoruz, buranın en güzel yaptığı şey. Kaburga söyledi ama yemeğinden 2 lokma alamıyor Arif abi, dişlerim kaşındı diyor, uzakta bir masaya gidiyor. Ama bu kez durum başka...

Biraz sonra yanına gidiyorum, gözleri kıpkırmızı.

"Otur pıtto" diyor, bir sigara uzatıyor bana, Prestige, buradaki adıyla Kürt Parliament´i..

Onca zaman zor tahammül ettim sigara dumanına ama, bu kez ben de yakıyorum. İçip içip burnumuzu çeke çeke ağlıyoruz boş masada. Sözümüz yok. Sadece gözyaşımız var.

Gece erken bitiyor bunca hüzün ve gözyaşıyla.

Yolda yalvarsak da şemmame çalmıyor Arif abi bu kez.

Kar kıyamet ilk defa Van.

Geldiğimizden beri bahardan kalma gibi güneşli ama yerleri her daim buzlu Van´da ilk kez kar hiiç durmadan yağıyor.

kar adamı Yeti

"Bu hızla yağarsa yarın çıkamayız dışarı" diyor Nur, karı ancak Sabuncubeli´ndeki arabaların üzerinde görmüş bir İzmir´li olarak dışarıda dolanıyorum yarım saat kadar. Kendimce atlayıp zıplayıp karla oynuyorum.

Kar taneleri kristale değil, strafor köpüğüne benziyor burada.

Kar yağıyor 5. dakika

Uyumak ne mümkün, bu kez uyumadığım için Nur´u kızdırmamak da elimde değil.

Benim gecem 3´te bitiyor yine...

<<< geri

Diğer Yazıları:
 
eNroll® CM
BALMED, İzmir Koleji ve Bornova Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği 2014